Şimdi Nasr suresini okumanın tam zamanı


Menar Tv’nin “Tükaddem” (Başlangıç) isimli video çalışması..
Büyük izlemek için tıklayın

Şimdi Nasr suresini okumanın tam zamanı -2 / Hakan Albayrak
(yazının 1‘i için tıklayın)

Bundan sonra ne olur? Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen ve 14 Ağustos Pazartesi günü yaralı bereli de olsa yürürlüğe giren ateşkesin şartları Hizbullah’ın zaferine halel getirir mi? 15 bin BM askeri ve Lübnan ordusu, Hizbullah’ı silahsızlandırıp Güney Lübnan’dan ‘temizlemeye’ kalkışır mı? Diyelim ki kalkıştılar; bunu başarabilirler mi? Başardıkları takdirde bu İsrail’in kâr hanesine yazılmaz mı? Güney Lübnan’da kontrolün BM gücü ile Lübnan ordusuna geçmesi, Hizbullah’la ‘komşu’ olmaktan kurtulmaya çalışan İsrail’in hedefine ulaşması ve dolayısıyla zafer kazanması anlamına gelmez mi?… Sorular, sorular, sorular… Bir kere şunu iyice belleyelim:


Genellikle kendi gölgelerinden bile korkan BM askerlerinin ve bugüne kadar askerliğin yanından bile geçmemiş olan Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silah zoruyla ‘yola getirmesi’ (yani “yenilmez” İsrail ordusunun başaramadığını başarması) tasavvur bile edilemez. Bunlar Güney Lübnan’a ancak Hizbullah’ın lütfetmesiyle yerleşebilirler. Nitekim Hizbullah lütfediyor ve yerleşiyorlar. Peki Hizbullah ne olacak? Dağılıp gidecek mi? Asla! Kurumsal bir ordudan bahsetmiyoruz. Hizbullah dediğimiz, kendilerine ihtiyaç duyuldukça cepheye çağrılan mühendisler, doktorlar, öğretmenler, marangozlar, manavlar, bakkallar, şairler, müzisyenler, sarraflar, aşçılar, inşaat ustaları, çiftçiler, avukatlar vs, vs, vs’dir. Güney Lübnan halkının içindedir Hizbullah. Kışlalarda toplanmış düzenli bir ordu değildir ki dağıtılabilsin. Hizbullah dağılmaz; ama istediği zaman gözden kaybolur ve istediği zaman da yeniden ortaya çıkar. Silahlarını gömebilir, ama yerlerini unutmaz; gerektiği zaman “peygamberleri öldürenlere ateş etmek” üzere gömdüğü yerden çıkarır. Lübnan devletinin kendini bir devlet olarak gerçekleştirmesi için Hizbullah’ın askeri ağırlığının azaltılması uzun zamandır Lübnan siyasetinin gündeminde ve devlet erkanı ile Hizbullah yöneticileri bu meseleyi ‘iki tarafın da şerefine halel gelmeyecek şekilde’ çözmenin bir yolunu bulmak için uzun zamandır gayret sarf ediyor. Çözüm muhtemelen yukarıda anlattığımız şekilde, yani Hizbullah’ın askeri varlığının ‘gözden kaybolması’ (ama siyasi, kültürel ve sosyal varlığının çok daha görünür hale gelmesi) şeklinde gerçekleşecek. Bu, ABD ve İsrail’in baskılarından bağımsız olarak işleyegelen bir süreçtir ve Allah’ın inayetiyle Hizbullah nasıl münasip görürse öyle sonuçlanacaktır. “Güney Lübnan’ın resmiyette BM gücü ile Lübnan ordusunun denetimine geçmesi İsrail’in zaferi olmaz mı?” sorusunun cevabına gelince: Hayır, olmaz. Zafer düşmanı yenmektir. İsrail, düşmanını yenememiştir. Hizbullah dimdik ayaktadır ve ister ‘göz önünde’ olsun ister ‘gözden uzak’, varlığını sürdürerek İsrail’in kâbusu olmaya devam edecektir. Ne diyor Şeyh Nasrallah?: “Bekle bizi İsrail, beklediğin her yerde! Bekle bizi İsrail, beklemediğin her yerde!”

Hizbullah’ın görkemli zaferini ateşkes süreciyle ilgili soru işaretleriyle gölgelemeye çalışanların ve hele ‘Ben bu Hizbullah’la baş edemiyorum, ne olur bu baş belasını benden uzak tutmanın bir yolunu bulun’ diye feryat eden İsrail’i galip ve muzaffer ilan edebilecek kadar alçalanların suratlarına tükürün! İslami direniş erleri İsrail’e karşı Rahman ve Rahim Allah’ın yardımıyla “stratejik ve tarihi bir zafer” kazandılar. Şeyh Nasrallah’ın da belirttiği gibi; bu zafer Ümmet-i Muhammed’in önünde parlak bir ufuk açtı; canını kurtarmaktan başka bir şey düşünemeyecek hale gelmişken yeniden büyük fetih düşleri görmeye başladı İslam Âlemi; “Büyük İsrail Projesi” karşısındaki edilgen halimizin yerini Kudüs Fatihi Sultan Selahaddin duruşu almaya başladı; imanımız tazeleniyor; imanın sunduğu imkânları yeniden keşfediyoruz; inandıkça güçleniyoruz; güçlendikçe hedefi büyütüyoruz; “Bu muharebeyi kazandık, ama harp devam ediyor. Allah’ın ipine sımsıkı sarılırsak harbi de kazanabilir ve bütün İslam dünyasını küfrün pençelerinden kurtarabiliriz” diyoruz, Elhamdülillah. Böyle demeyen, diyemeyen, soru işaretleriyle boğuşup duran Müslümanlar da var maalesef; bilhassa Türkiye’de. Emperyalistlerin hesaplarına öyle bir kusursuzluk, öyle bir mükemmellik, öyle bir yücelik atfediyor ki bunlar, Allah’a ve O’nun meleklerine iman ettikleri hiç belli olmuyor; yeni yeni Bedir’lerle nimetlendirilebileceğimizi ve zaten nimetlendirildiğimizi idrak edemiyorlar; Allah’ın bahşettiği zaferleri ve ucunu gösterdiği daha büyük zaferleri göremiyorlar; zafere öyle yabancılaştılar ki, görseler de tanıyamıyorlar. Dikkat! Bu aymazlığın zafer şuurundan ağır bastığı yerlerde, kazanılan zaferlerin bereketi görülemez. Şükredeceksin ki nimet bereketlensin, çoğalsın, daim olsun.

Şimdi Nasr suresini okumanın tam zamanı…

Mealen:

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla

(1) Allah’ın yardım ve zaferi geldiği zaman,
(2) Ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,

(3) Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan af dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.

Allah’ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.


Şimdiye kadar 1 yorum

  1. […] İsrail, Lübnan’daki Hizbullah varlığını yok etmek üzere yola çıkmıştı, ama, bunu başarmak şöyle dursun, Hizbullah mentalitesinin bütün İslam dünyasına yayılmasına yol açtı. Lübnan halkını canından bezdirerek Hizbullah’a karşı ayaklandırma planı da tutmadı; Şii’siyle Sünni’siyle, Müslüman’ıyla Hıristiyan’ıyla bütün Lübnan halkı Hizbullah etrafında kenetlendi, üstelik İslam dünyasının genelinde de Sünni-Şii dayanışması gündeme geldi. Hülasa: İsrail’in vahşi saldırıları İslam dünyasının uyanmasına ve derlenip toparlanmasına hizmet etti. (Devamı yarın) […]

Fikrini ifade et!

Lütfen terbiye kurallarına riayet edin. Email adresiniz hiç bir şekilde yayınlanmayacak.